30 Aralık 2011 Cuma

Mutlu Yıllar!!

Yeni yıla sayılı saatler kaldı artık..
2011'in muhakemesini yapacak olursam, benim için güzel bir yıldı :) Eşimle keyif aldığımız yolculuklara çıktık, evimizi daha çok benimsedik, tüm zorluklarda birbirimize destek olduk.. Umarım 2012 de bu güzel paylaşımlar katlanarak çoğalır ;) 2011'in son dönemlerinde işle ilgili küçük ama önemli bir adım attım, yeni yılda şuan çalıştığım bölümden farklı bir departmanda çalışıyor olacağım. İnşallah benim için olumlu bir değişiklik olur bu. Gerçekten heyecanlıyım, üstesinden gelebilirim umarımm ;)
Aşağıdaki tablo bana mail olarak geldi ve çok hoşuma gitti, sizinle de paylaşmak istedim. Ben heyecan, dostluk ve piyango gördüm :) Bakalım siz neler göreceksiniz?

Hepinize mutlu yıllar diliyorum.. Yılbaşı akşamı da her nerede nasıl bir durum içerisinde olursanız olun ama çok eğlenin, sevinin, mutlu olun :)
Takipçim olan, yorum bırakan, mailleştiğim herkese özellikle teşekkür ediyorum. Gerçekten siz olmasanız bu blog bu kadar renkli ve güncel olmayabilirdi.. 2012 de sayınız 3'e-5'e katlanır umarım ;)
Kucak dolusu sevgimi gönderiyorum, lütfen kabul edin ;)

Kitaplar Kime Gidiyor?

Effet yeni yıla 1 günümüz kaldı ;) 30 Aralıkta yapmaya söz verdiğim üzere kitap çekilişimi bugün yaptım.. Katılan herkese çok teşekkür ederim :) Sevgili Ahu hanım ve Elif'in defterinden yorum bırakmışlar ama kendilerinde de bu kitaplardan olduğu için çekilişe katılmamışlar.. Güzel yorumları için teşekkür ediyorum onlara da :) Yine gayet şefaf bi şekilde yapmaya çalıştık çekilişimizi, bu konuda bana yardımcı olan minik kelebek fısıldıyor'a da teşekkürler.. Sanırım çok fazla teşekkür ettim, en iyisi sonuca geleyim;)
Effet fotoğraflardan anlayacağınız gibi talihlimiz film izle oldu.. Tebrik ediyorum kendisini ;)

Sevgili film izle kitapları gönderebilmem için benimle irtibata geçersen sevinirim.. gemini1902@gmail.com

28 Aralık 2011 Çarşamba

Kendimizi Şımartalım! Peki Nasıl?

Her kadının hoşlandığı, zevk aldığı şeyler farklıdır mutlaka ama bir genelleme yapacak olursak kadınların kendilerini şımartmaları için birkaç ipucuna ulaştım bugün ve hemen sizinle de paylaşmak istedim, tabii kendi yorumlarımı ekleyerek ;)

1) Aklınızı Dağıtan Filmler İzleyin! Aklınızı kurcalayan sorunlardan uzaklaşmak için en iyi yollardan biridir şüphesiz. Evde film izlemeyi seven biri olarak bu durumlarda yaa komedi ya da çok fena dram izlerim ben.. Merakla beklediğim filmleri ise daha çıktığı gün sinemada izlemekten çok hoşlanırım :)

2) Masaja Gidin! Ahh buna nasıl ihtiyacım var anlatamam. Ama malesef İzmitte düzgün bir yer bulamadım bununla ilgili.. Bilen varsa paylaşsın lütfen!

3) Manikür ve Pedikür Yaptırın! Düzenli olarak yaptırmıyorum ama en az ayda bir kez kuaföre gidip, tüm günü orda geçirerek baştan ayağa bakım yaptırmayı seviyorum. İnsana kendisini daha iyi hissettiriyor, tavsiye ederim ;)

4) Kitap Okuyun! Kitap okuyabildiğim günleri çok özlüyorum malesef :( Yeni kitaplar almak, içerisinde kaybolmak en büyük keyfimken bu aralar çok ihmal ediyorum kendilerini.. 2012 de umarım ilişkimiz eskisi gibi olur sevgili kitaplarımla..

5) Sadece Uzanın! Şimdi bu da nerden çıktı diye düşünebilirsiniz, ama klasik müzik eşliğinde loş bir ortamda uzanmak insanı çok rahatlatıyormuş.. Bu sırada benim uyuyakalma ihtimalim çok yüksek olur tabii o başka ;)

6) Tatlı Yiyin! Hafif yemekler tercih edip yemekten sonra arkadaşlarınızla birlikte paylaşacağınız çay + pasta, tatlı, kek saatleriniz olsun diyor kural.. Wallai ben bunun ikinci kısmını uygulayabiliyorum ama "hafif yemekler" kuralı pek bana uymuyor ne yazık kii.. Allahım yesem yesem zayıf kalsam (sağlıklı olsam tabii) noooooluuuurrr ;)
7) Tabii ki Alışveriş Yapın! Başüstüne :) Sanırım en gönülden uyabileceğim madde bu olsa gerek, çok sevdim bunu.. Ya bu kadınlara dayatılmış birşey mi yoksa gerçekten bilimsel bir açıklaması var mı bilmiyorum ama moralim bozuk olduğunda, çok iyi alışveriş yapabiliyorum.. ohh ondan sonra sinir stres kalmıyor ne güzel :)

Kendimizi şımartmak sadece 7 kuralla olacak bir şey değildir tabii.. Hafta boyunca bir sürü gerginlik, sorun, iş, ev, çocuklar derken yıpranıyoruz :( Arada kendimize vakit ayırmak, küçük kaçamaklar yapmak, hatta belki bunları sıkça yapmak kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayabilir.. 2012 için ben birkaçını ajandama almak istiyorum, bakalım hayırlısı ;)

26 Aralık 2011 Pazartesi

İçimdeki Yangın!

Hayat hep güzel süprizler getirsin diyoruz, peki hep öyle mi oluyor? Sizce başımıza gelebilecek en kötü süpriz nedir? Tabii umarım gerçekleşmez ama ben bu filmi izledikten sonra bu kadarını tahmin edemezdim diyorum.. Aradığımız arabayı bulamamanın üzüntüsü ile eve geldikten sonra, bir film izleyelim keyfimiz yerine gelsin dedik ve bu filmi seçtik (ne zaman aldığımızı bile hatırlamıyorum) Bu bir işaret olmalı sanırım dedim izledikten sonra, insan neye üzüleceğini bilmeli, bugün bulamazsın belki ama yarın ya da haftaya bi yerden denk gelir, yeter ki kötü süprizler göstermesin hayat insana..
Filmin biraz karamsar bir konusu olduğunu anlamışsınızdır herhalde, ama ben yine de izleyin derim. IMDb notu 8.2 olan bu film 2010 yapımı bir Kanada filmi. Aslında bir çok sahne Lübnan'da geçiyor ve Orta Doğu'daki iç savaşın en karanlık dönemine ışık tutuyor. Annelerinin ölümünden sonra kendilerine bıraktığı vasiyetin ağırlığı altında ezilen iki kardeşin; annelerinin geçmişine doğru çıktıkları yolculuğu anlatıyor. Aslında onu hiç tanımadıklarını ve anlayamadıklarını keşfettikleri bu zor serüven Kanada'dan Lübna'a uzanıyor. Gerçekten bunlar yaşanmış olabilirmi diye sorduran bu film hakkında daha fazla detay vermek istemiyorum, çünkü izleyip, o tada varmanız gerek. Yalnız film tam bir dram, bu tarz filmlerden "hoşlanmam, tarzım değil" diyorsanız siz bilirsiniz ama etkileneceğiniz kesin!

Bu arada Golden Globe ve Oscar serüvenine az kaldı, umarım geçen yıl ki gibi bolca film izleyebiliriz aday olan.. Başlasın sinema etkinlikleri :)

23 Aralık 2011 Cuma

Şeb-i Aruz Töreni ve Konya Yemekleri

Daha önce Konya gezi yazımıza bir giriş yapmış, tören ve yemeklerle ilgili detayı sonraya bırakmıştım. 17 Aralık Mevlana'nın ölüm yıldönümü (Düğün Gecesi) sebebi ile her yıl Konya'da Mevlana Kültür Merkezinde bu etkinlikler düzenleniyor.
(Fotoğraf makinamızın şarjı bittiğinden bazı fotolar cep telefonundan..)

Yalnız bilet bulmak oldukça zor, bunu belirteyim.. Karar verdiğiniz anda çok hızlı bir şekilde bilet temin etmeye çalışsanız iyi olur, bize epey zorlandık. Son zamanlarda artan yoğun talebin etkisi çok tabii bunda ama bu kadar talep olması çok sevindirici bence :) Gösteri gerçekten çok etkileyiciydi, tabii bazı sabırsız insanlar sonunu bekleyemeden çıktılar ama bence sonuna kadar izlemek, tek tek selamlaşmalarını görmek gerek. Yoksa sabretmeyi, hoşgörüyü, mütevaziyi gösterememiş oluruz, bu da Mevlana'yı anlamamak, o hissi yaşayamamak demek olur..
Fotoğrafları nasıl buldunuz bilmiyorum ama gerçeği çok etkileyici.. umarım gitme fırsatı bulursunuz :)
Gelelim leziz Konya yemeklerine.. Konya'nın en bilinen lezzeti etli ekmek tabiki. İnanılmaz lezzetli ve de çıtır çıtır, yanında da köpüklü bir sürehi ayran.. ohhh olsa da tekrar yesek walla ;) Peki nerde mi yedik? Tabiki Boluluda.. Konya'da Bolu lokantası ne alaka diye sormayın, sadece kendinizi bu lezzet şöleninin içine bırakın. Aziziye caddesi üzerindeki bu küçük lokantayı kime sorsanız gösterir sanırım, epey meşhur kendisi.. Küçük esnaf lokantası tarzında olan burası o kadar dolu oluyor ki, yemeğinizi yiyip kalkmanız gerekebilir, gelip ayakta sıra bekleyenler oturabilsin diye. Tereyağlı Mevlana (Konya) Böreği de en az etli ekmek kadar ilgi görüyor, biz ikisinden de aldık dayanamadık tabii ;)
Konya'nın diğer lezzetlerini paylaşmaya devam ediyorum. 2.durağımız şans eseri otelimize de yakın olan Konak Konya Mutfağı. Konya'nın yöresel kuru bamya çorbası ile güne başlamak gerçekten çok enerji verici.. Hafif acılı oluşu hemen uyandırıyor insanı. Daha önce Eskişehirde buna benzer birşey yemiştim, arkadaşımın annesi yapmıştı. O zaman da çok sevmiştim kuru bamyayı. Ama Konya'dakiler o kadar minikki hayrete düştüm diyebilirim, denemenizi tavsiye ederim ;) Konya'ya özgü fırın kebap için başka bir yere gitmeyi planladığımız için elde açılmış sac böreği ile devam ettik atıştırmaya..
Görüyorsunuz ki eşimde bende yeni tatlar keşfetmeye çok meraklıyız ;) Son durağımız da yine sizin için araştırıp bulduğumuz (ki epey aradık yerini, aslında çok kolaymış ama) nefis fırın kebapçısı Hacı Şükrü.. Ben yiyemem herhalde, bitiremem çok aç değilim falan derken, o kadar lezzetli geldi ki et, böyle bildiğiniz lokum, tabaktakiler bitiverdi. Hacı Şükrü çok eski ve bilinen bir kebapçıymış. Tam bir aile işletmesi, Hacı Şükrü öldükten sonra, yeğeni olan aynı zamanda damadı bu işi devam ettirmiş. Şimdi de onun oğlu Şükrü (torun) yaşatıyor Hacı Şükrü adını ve bu lezzeti.. Tabakta da göründüğü gibi o kadar sade geliyor ki kebap, ilk başta şaşırdık. İstanbulda olsa, tabakta biraz bulgur pilavı, biraz salata, közlenmiş biber vss.. gibi şeyler dolu olurdu herhalde.. Ama Hacı Şükrü de sadece kebap vardı tabakta, o kadar güveniyorlarki kebaplarına garnitüre hiç ihtiyaç yok gerçektende. Konya'ya yolunuz düşerse yemeden geçmeyin derim bu harika lezzeti!
Yemek faslı bittikten sonra, şehrin tam merkezinde bulunan Alaaddin Tepesinde çay içmeden de olmazdı tabii.. Resimde özellikle vurgulamak istediğimiz iki fincan çay için bize getirilen şeker.. Tamam Konya'da şeker fabrikası felan var ama bu kadar da gani gani olmaz ki canım ;) Bizim çayı şekersiz içtiğimizi de gözönünde bulundurursak, misafir gelmek kaydıyla tam 1 aylık şeker vardı çayların yanında ;)
Konya gezi yazısının da sonun agelmiş oldum böylelikle.. Herkese hayırlı cumalar ve de iyi haftasonları diliyorum..

Sevgilerimle,

21 Aralık 2011 Çarşamba

2012'den Beklediklerim - Mim

2012 ye gireceğimiz şu günlerde blog dünyasında dolaşan 12 istek mimini bende aldım kendi üzerime.. isteyen alsın, yazsın demişler  ne de olsa ;)

İstediklerimi 12 ile sınırlandırmak zor ama yine de deniyim dedim ;)
  1. Evimizde mutluluk, huzur, sağlık, sevgi, aşk dolu olsun istiyorum en çok.. [annemin deyimi ile "aşımız tatlı, yuvamız mutlu olsun" ;)]
  2. Ailemdeki herkes çok sağlıklı olsun. [Bu ekstra bir dilek]
  3. Bol bol güleceğimiz, bol bol gezeceğimiz bir yıl olsunJ
  4. Bide arabamız olsun inşallah, iyi günlerde kullanalım..
  5. 1 numara yeğenim sınavda başarılı olsun, 2 numara da akıllı uslu bir çocuk olsun ;)
  6. İşimde huzurla çalışacağım bir ortam olsun.
  7. Eşim evimize daha yakın bir iş bulsun.
  8. Etamin panomu bu yıl içerisinde bitirebileyim ;)
  9. Eee birazcık kilo versem hiçte fena olmaz ;)
  10. Güzel süprizlerle karşılayım.. bol bol hediyeler alayım.. [mesaj yerine ulaşır sanırım ;)]
  11. Ülkemizde güzel şeyler olsun, kötü haberler son bulsun, terör olmasın, afet olmasın.. [amin]
  12. Herşeyin hayırlısı olsun J Kimin ne dileği varsa gerçek olsunn J

Kuralı bozmuyorum bu mimi isteyen herkes yapabilir, bence çok keyifli..  Umarım 2012 hepimiz için güzel şeyler getirir beraberinde ;)

Sevgilerimle..

Paylaşmaya Devam..

Yeni yıl yaklaştıkça hediye verme etkinlikleri de artıyor.. İşte sizin için seçtiğim birkaçı ;)

1) Lavanta Bahçesinden şık bir Cath Kidson fincanı,
2) Elif'in Defterinden çok cici mutfak önlüğü ve dahası, 
3) Bir Kafadan Her Sestende çok şık hediyeler,
4) Modalizadan Marc Jacobs çanta,
5) Özden beyden harika bi minyatür,
6)Rococosh dan çok şık bir saat,

sizin olsun istiyorsanız linklere tıklayın ;)

Sevgiler..

20 Aralık 2011 Salı

Konya Gezisi - Şeb-i Aruz

Selammm... Başlıktanda anlayacağınız gibi haftasonu Mevlana'nın 738. Vuslat Yıldönümü Anma Töreni yani Şeb-i Aruz için Konyadaydık :) Çok keyifli bir haftasonu geçirdik diyebilirim. Mevlana'yı anlamaya çalışmak, onun yaşadığı yerleri ziyaret etmek inanılmaz iyi geliyor insana. Bazen hayatın telaşına öyle bir düşüyoruz ki, durup düşünmeye fırsat olmuyor nereye gidiyoruz, amacımız ne bu hayatta diye.. Bu gezi sayesinde farkındalığımızın biraz daha arttığını düşünüyorum.
Öncelikle Konya'dan bahsedecek olursam, kültürüne sahip çıkmış ve korumuş bir şehir Konya. Ülkemizde bu tarz şeyleri hala yaşatabiliyor olmamız beni çok sevindirdi, umarım bu kutlamalar her yıl düzenli olarak bu coşku ile tekrarlanır.
Konya'da hala birçok yapı tarihi bir iz taşıyor. Yukarıdaki valilik binası da bunlardan biri. Bazı devlet daireleri, bankalar bu tarihi binaları çok güzel restore ettirip şehre kazandırmışlar. Şehir merkezinde ziyaret edilecek oldukça fazla yer var ama en çok talep gören tabiki Mevlana Türbesi ve Müzesi.
Mevlana Türbesinin içi de dışı gibi kalabalık ve hayır duaları eden insanlarla dolu idi. Umarım hepimizin duaları kabul olur. İçeride fotoğraf çekmek yasaktı, o nedenle ancak anlatabilirim sanırım o havayı. Onca kalabalığa rağmen mis gibi bir koku vardı türbe içerisinde ve yeşilin hakim olduğu türbede Mevlana ve ogulları yanyana idi, Mevlana felsefesine uygun olarak gösterişten uzak bir türbe. Türbe ile aynı bahçede bulunan Mevlana Müzesinde (Mevlevihane) çok güzel canlandırmalar ziyarete açılmıştı. Küçücük odalarda nasıl yaşadıklarını anlamak bizim için oldukça zor, çünkü şimdilerde 2+1, 3+1 evlere sığamaz haldeyiz :(
Mevlevihanenin bir duvarında yazan şu dörtlüğü özellikle eklemek istedim.  Sevgiyi paylaşmak, bilgiyi paylaşmak, heyecanı paylaşmak.. Aslında hepimiz bir mumuz sadece, birbirimizi uyandıran; sadece kendi etrafımızı aydınlatmayalımm..
Mevlana müzesinin hemen karşısında bulunan Şehitlik'te ziyaret edilecek yerler arasında Konya'da. Çok büyük değil ama gerçekten çok özenilerek yapılmış bir yer olduğu belli. Şehitlik içeirsinde mibik minyatürlerle savaş anları, 1915 lerde köy yaşantısı canlandırılmış. Konya'ya gidipte görmeden dönmemeniz gereken bi yer burası da..
Şehitlik ve Mevlana Türbesinden çıktıktan sonra, Aladdin Tepesine kadar uzanan cadde Mevlana Caddesi. Bu cadde üzerinde birçok cami, medrese görmek mümkün. Selçuklular döneminde yaptırılmış olan bu camiiler, oldukça sade ve gösterişten uzak, Osmanlı'nın şahşahası yok buralarda.
Şems-i Tebriz de dünya nimetlerinden elini ayağını çekmiş, Mevlana'nın gönül dünyasında büyük değişiklikler yapmış kuvvetli bir alimdir. Gerçi  Elif Şafak'ın yazdığı Aşk adlı kitaptanda bilenleriniz vardır mutlaka. Mevlana'nın Şems için söylediği kayıt edilen bir paragraf şöyledir;
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." Şems'in türbesinden bir kare sizin için (orada yasak yoktu)
Türbeler, camiiler kısmı epey uzun oldu sanırım. Gezilmesi gereken Karatay Medresesi (Müze) ve İnceminare Müzeleri var. Bu müzelerde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait tarihi eserler, çiniler, taş oymalar görmek mümkün. Küçk bir kolajı ekleyiverdim ;)
Sanırım epey uzun yazdım, bol fotoğraf eklemeye çalıştım. Şeb-i Aruz Tören fotoğraflarını ve Konya'da neler yedik kısmını bir sonraki posta saklıyorum. Takipte kalın ;)

16 Aralık 2011 Cuma

Kitap İsteyen Var Mı ?

Selam.. Bugün Cuma, haftanın son günü. Güzel bir haftasonu diliyorum herkese ;)
Bu güzel günde bir haberim var sizlere.. Eşimde bende kitap okumayı çok seviyoruz, bir odamızın duvarı tamamen kitaplıkla kaplı, ee yeni çıkanları da almak istiyoruz sürekli, dolayısıyla artık kitaplığa sığamaz olduk.. Bende daha önceden okuduğumuz kitaplardan blog arkadaşlarıma verebileceğimi söyledim kendisine, bu fikir paylaşımcı kocamın hoşuna gitti ve sizin için ayırdığımız birkaç kitabı buradan vermek istiyoruz.. Öyle çok şartlar içeren bir çekiliş değil, sadece kargo parasını ödemenizi rica ediyoruz o kadar.. (Aras Kargo ile gönderebiliriz.) Kargo parası fiyatına sizin olacak 13 kitap şöyle;

1) John Steinbeck - Bitmeyen Kavga (In Dubıous Battle)
2) Audrey Niffenegger - Zaman Yolcusunun Karısı ( The Time Traveler's Wife)
3) Kostas Mourselas - Kızıla Boyalı Saçlar (Red Dyed Hair)
4) Mitch Albom - Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi (The Five People You Meet in Heaven)
5) Cornelia Funke - Mürekkep Yürek (Inkheart)
6) Lauren Weisberger - Üç Kadın Üç Pırlanta (Chasing Harry Winston)
7) İnci Aral - Taş ve Ten
8) Ahmet Altan - İsyan Günlerinde Aşk
9) Erdal Sarızeybek - Son Harekat Kod Adı : Yahuda
10) Osman Pamukoğlu - Unutulanlar Dışında Yeni Birşey Yok
11) Cezmi Ersöz - Hayallerini Yak Evi Isıt
12) Cezmi Ersöz - Şizofren Aşka Mektup
13) Cezmi Ersöz - Kırk Yılda Bir Gibisin

Bu kitapları istiyorsanız bu posta yorum bırakmanız yeterli, çekiliş günü de 30 Aralık olsun.. Bol şans :)

Mutlu Haftasonları..

Kazananı görmek için tık tık ;)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Barcelona Gezi Yazılarım Başladı :)

Merhabalar.. Gezi yazılarına epey ara vermişim, Barcelona'yı anlatmadan olmaz değil mi ;) 
"Barcelona harika bir şehirdir paran varsa, Barcelona harika bir şehirdir paran yoksa" bu gerçekten de doğru bulduğum ve çok beğendiğim bir İspanyol atasözü :) 
Madrid'den otobüs ile Barcelona'ya geçtiğimiz için ilk durağımız Nord Otobüs&Tren Garı oluyor.. [Belki bilmek isteyen olursa diye ekliyeyim, Barcelona-Madrid arası, gece otobüs yolculuğu yaptık ve biletlerimizi İspanyada lokal bir firma olan Alsa'dan aldık, herhangi bir sorun yaşamadık, otobüslerde gayet rahattı, bilginize ;)] Barcelona Nord istasyonundan çıktıktan sonra bizi Arc de Triomf karşıladı.. Zafer Takı anlamına gelen bu kapı kırmızı tuğlalardan yapılmış, üzerinde çeşitli heykellerin yer aldığı İspanya da ilk defa 1888 yılında düzenlenen evrensel serginin giriş kapısı olarak inşaa edilmiş..  Parc de la Ciutadella'ya açılan bu kapı arkasında etrafında ağaçlar olan uzun bir yol var. Sabah saatinde yürüyüş, koşu gibi aktiviteler için süper bir yer burası :)
Bu parkın sonunda inanılmaz derecede büyük olan bir zoo var.. Aslında biz Zoo de Barcelona 'ya başka bir gün gittik ama bu kadar yakınına gelmişken unutmadan eklemek istedim.. Hayatımda ilk defa bir hayvanat bahçesinden içeri girdim. Birbirinden ilginç, büyük ve de hiç duymadığım hayvanları görme şansı yakaladım. :) Buraya 1 gününüzü ayırsanız iyi olur, biz 5 saatte gezmişiz, oturduğumuzda anladık yorulduğumuzu..

Barcelona hayvanat bahçesinin en güzel yanı, hayvanların kafeslerde tutulmuyor oluşu.. Hepsi için özel yaşam ortamları hazırlanmış, ziyaretçilerle araya hendekler açılmış, yapay dere oluşturulmuş.. Yani karşıdan izleyebiliyorsunuz rahatlıkla.. Ayı, aslan, kaplan, goril hep bu şekilde yaşıyor.. Gerçekten çok ciddi bir yatırım yapılmış bu konuya, o yüzden giriş ücreti biraz pahalı gibi ama içeriye girince buna değer diyor insan.. ben çok beğendim ;)
En vahşisinden en narinine kadar yüzlerce hayvanı bir arada görmek, bu kadar yakın olabilmek gerçekten heyecan verici bir deneyim oldu benim için..

Bana göre zoo nun en ilginç hayvanlarından biri, aşağıda resmini eklediğim, ömrü hayatımda tabiki ilk defa gördüğüm ve hatta varlığından haberdar olduğum Anteater adındaki karınca yiyen hayvan.. Kendisi o kadar hareketli ki, kafesle sınırlandırmak zorunda kalmışlar özgürlüğünü.. Sürekli dolaşıp toprakta karınca arıyor sanırım ;)
Yukarıda Zafer Kapısından girişinden bahsettiğim Parc de la Ciutadella'nın Zoo tarafından bakış açısını da aşağıda görebilirsiniz.. Barcelona'ya giderseniz bu parkta boydan boya yürüyüş yapmanızı ve Zoo'yu mutlaka gezmenizi tavsiye ederim.. Limandaki Akvaryumdan bile ilginç bulabilirsiniz ;)

Barcelona gezi yazılarım devam edecek, takipte kalın lütfen ;)

9 Aralık 2011 Cuma

Hakkımdaki 7 Gerçek!

Sevgili Hayat Melodisi beni mimlemiş :) Çok teşekkür ediyorum kendisine ve başlıyorummm ;

1. Haziran doğumluyum, birçok yönümle tam ikizler burcuyum :) ama arada başka burçlardan da rol çaldığım oluyor sanırım.. iletişimi, paylaşmayı çok severim.. genelde insanlarla çabuk kaynaşırım, uyumlu bi insanım söylemesi ayıp  ;)

2. Gezmeye, yeni yerler keşfetmeye bayılırım.. Yurtiçi yurt dışı farketmez :) "Eşimin şuraya gidelim mi?" tarzı sorularına hiç olumsuz cevap vermedim henüzz ;)

3. Fazla iştahlıyım sanırım.. Yemek benim için bir zevk denilebilir, kebap yemek için bir haftasonu Adana'ya, baklava için Antep'e uçabilirim :) tabii işin içinde gezmekte var ama yemeklere de dayanamam.. eee hali ile biraz balık etliyim diyebilirim ;)

4. Yemek demişken, bitter çikolata favorimdir.. aslında çikolatalı herşeyi çok severim, pasta, browni kek, sufle, dondurma.. ahh bayılıyorum hepsine ;)

5. Renkli şeyleri severim, özellikle canlı olanlar.. Kırmızı ve mor favorim.. Birşey alırken elim mutlaka bu iki renge gider ;)

6. Birbirinden çok sevdiğim 2 minik yeğenim var.. gerçi biri 12 yaşında ama olsun benim gözümde minik hala.. Küçük yaşta teyze oldum, şanslıyım :) ailemi çok seviyorummm..

7. Ağır topları sona doğru sakladım sanırım. Hayatımdaki en güzel gerçeklerden biri eşim, onunla evli olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.. Umarım bu hissim yıllar geçtikçe daha da artar artar artar artar vee de artarrrr :)

Şimdi bu mimi kimlere yolluyorum.. Baktım da birçok kişiye gönderilmiş ya da yapılmış ama yapmayan birine denk gelirim sanırım ;) Bu mimi sevgilerimle birlikte; cafe nohut, cemre'nin mutfağı, fikir projeleri, minik kelebek fısıldıyor, sihirli günce, erguvan vakti, sarı mutfak-hande bloglarına gönderiyorumm.. Çiçeklerimi de kabul edin lütfen ;)

8 Aralık 2011 Perşembe

2012 Yılbaşı Gecesinde Ne Yapmalı ??

Selam.. Yılbaşı yaklaşıyor, sayılı gün çabuk geçer der annem.. Sanırım göz açıp kapayıncaya kadar 2012 ye ulaşmış olacağız :) Geçen yıl sonunda yılbaşı gecesi için epey araştırmalarım olmuştu. Ama yine de son anda tesadüfen öğrendiğimiz bir organizasyona katılmıştık ve inanılmaz eğlenmiştik :) Bu yıl için ne araştırma yapmaya vakit bulabildik ne de ne yapacağımıza karar verebildik.. Sanırım tamamen tesadüf olarak ilerleyecek.. Değişik önerileri olan varsa ya da eğlenceli bir organizasyondan haberdar iseniz  paylaşın lütfen ;)
Belkide evde geçirmek de fena olmaz diye düşünürken bu fotoları gördüm ve hayran kaldım diyebilirim, sizinle de hemen paylaşayım dedim ;)

6 Aralık 2011 Salı

Hayat Paylaştıkça Güzel

Yeni yıl yaklaştıkça bloglarda bir hediye yağmuru var, ne güzel :) katıldığım çekilişlerin hiç birini ben kazanmadım henüz, ama olsun yeni yıl belki bana uğurlu gelir ne dersiniz ;) işte katıldığım bazı hediye çekilişleri, belki sizde katılmak istersiniz? Hadi bol şans hepimize ;)

1) Dark Blue Kitty de bize mis gibi bir koku armağan ediyor.. Burberry kullananlar kaçırmasın!

2) Yağmur'un Modası da 300. izleyici şerefine harika bir paket hazırlamış, ben ojelere bayıldım :)

3) Make Up Parfume blogundan birbirinden güzel hediyeleri kazanmak için tık tık..

4) Ve yine Make Up Parfume blogundan hoş bir hediye var bizim için..  http:www.onlineeczanem.com ve makeuparfume.blogspot.com işbirliğiyle VİCHY TANIŞMA SERİSİ Ürünleri hediye kampanyası başlamıştır.. sizde katılmak ve şansınızı denemek isterseniz çekilişe katılın :)

5) Deniz hanımın birbirinden hoş yeni yıl hediyelerine ulaşmak için tıklayınızzz :)

5 Aralık 2011 Pazartesi

Kremasız Mantar Çorbası

Selamlar.. Biliyorsunuz bu blogda çok fazla yemek tarifi yok. Hem öğreniyor, hem deniyor, tadıyor ve arada sırada da beğendiklerimi sizlerle paylaşıyorum.. Kremasız Mantar Çorbası da bunlardan biri olacak şimdi. Eşim de bende mantarı çok seviyoruz ama kremalı mantar çorbasının tadı hep ağır gelmiştir bana, o yüzden pek tercih etmiyordum, taa ki kremasız olarak kendim yapıncaya kadar.. Biz tadını çok sevdik, bakalım siz beğenecekmisiniz ;) 


Malzemeler


- 250 gr kadar mantar
- 1 soğan
- 1 kaşık tereyağ
- 2 yemek kaşığı un
- 2 su bardağı sıcak su (ben içine 1/4 kadar et bulyon koydum)
- 1 su bardağı kadar süt (ılık)


Öncelikle mantarları ince ince doğruyoruz ve kararmasın diye limonlu suda bekletiyoruz. Hemen arkasından küp küp doğradığımız soğanları tereyağ ile birlikte kavuruyoruz.. Soğanlar şeffaflaşınca doğradığımız mantarları da ilave ediyoruz ve kavurmaya devam ediyoruz. Mantarlar küçülüyor ve suyunu çekiyor. Hemen 2 kaşık unumuzu ilave ediyoruz. Mantarlar ile unu karıştırdıktan sonra sıcak suyumuzu ilave ediyoruz ve kaynamaya bırakıyoruz. İyice kaynadıktan sonra sütü ilave ediyoruz ve sütle birlikte bir kez daha kaynamasını bekliyoruz. Tuz ve birazda karabiber ilave ediyoruz.. Vee çorbamız hazır :) Üzerini karabiber ve dereotu ile süsleyerek ikram ediyoruz.. Afiyet olsun şimdiden..

Bir MİM Daha :)

Sevgili Tubitoşum beni mimlemiş :) Blogumuzla ilgili bilgiler veriyoruz bu mimde..

    1. Blogunuzu tüm eş, dost ve çevrenize söylediniz mi?

Yakın arkadaşlarım ve ailem biliyor sadece.. Yüzümü göstermediğim için de beni tanıyan olurmu bilmiyorum, o yüzden tesadüfen bulunma ihtimalimi de düşük görüyorum ;)

    2. Blogunuzu ileride çocuklarınıza gösterecek misiniz?
Tabiki çok isterim.. Şimdiden benden bir parça oldu sanki burası :) Onlar hakkında da birşeyler yazmak isterim sanırım, Allah kısmet ettiğinde ;)

     3. Blogunuzu eşiniz/ sevgiliniz biliyor mu?

Aksi düşünülemez bile.. Her konuda olduğu gibi eşim destek oldu bana blog açmam konusunda.. Üstelik muhteşem fotolar çekerek bloguma katkısı da büyük :) [Canım kocam benim teşekkür ederim ;)]

Şimdi ben kimlere gönderiyorum bu mim'i? Takipçisi olduğum tüm bloggerlara ve blog dünyasına yeni katılan Minik kelebeğimiz Alara'nın annesinin bloguna minik kelebek fısıldıyor gönderiyorummm :)
Sevgiler...

1 Aralık 2011 Perşembe

Bloggerlar birkaç dakikanızı ayırır mısınız ?

Merhabalar.. Sevgili Tubitoş'un başına gelen hatta bir çok bloggerın başına geldiğini sonradan öğrendiğimiz bir olaydan bahsetmek istiyorum.. Birbirimizi uyaralım ki, bu şekilde dolandırılmayalım değil mi arkadaşlar.. Bir kadın (gerçi kadın olduğundan da emin değiliz ama) mailler atıp, "blogunuzu severek takip ediyorum, sizi çok seviyorum, fakirim, giymediğiniz kıyafetlerinizi bana gönderebilirmisiniz" şeklinde talepleri oluyormuş. Ve sonra bilin bakalım ne oluyor ? GG de satan bile varmış, inanabiliyormusunuz.. O yüzden bu tarz talepler geldiğinde iyice araştırın derim.. 2 dakikanızı ayırarak Tubitoş'un yazısını da mutlaka okumanızı tavsiye ederim..

29 Kasım 2011 Salı

Çekilişimiz Sonuçlandı :)

Merhaba arkadaşlar, bugün acayip yoğun bir gündü, o yüzden gündüz çekiliş için fırsatım olmadı ama akşam iş çıkışı bu işi noter huzurunda halletim ;) Şaka bir yana çekilişe katılan ve güzel yorumlarını bırakan herkese teşekkürler.. Şartları sağlayan 17 izleyiciden birisi kazandı bu akşam :) Akşam iş çıkışı sevgili arkadaşım Didem ile bir kahve içelim diye düşündük ve o sırada da bu çekilişi organize ettik, bildiğimiz geleneksel çekiliş tarzı ile.. İzmit'te Fethiye Caddesi üzerinde bulunan ve yemeklerini çoook severek yediğim Garniture Cafe idi mekanımız.. Eee çekiliş bu, tatlı yiyelim tatlı çekelim derken sanırım biraz abarttık olayı, cafe çalışanlarının da gösterdiği anlayışa teşekkür ederim ;) Ehh lafı fazla uzattım sanırım, gelelim çekiliş sonucuna..
Şanslı izleyicimiz sevgili Reyhane oldu :) Kendisini tebrik ediyorum ve umarım hayatının her alanında şanslı olur böyle diyorumm..
Bu arada bugün tam bir yıl oldu bu bloga yazmaya başlayalı.. 114 izleyicimiz var :) Acaba 100 e ulaşırmıyız diye düşünürken bu rakamı görmek inanılmaz mutluluk verici.. Şimdi yeni hedef 200 ;) 

24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun!

Merhabalar.. Çekiliş duyurusu güncel kalsın diye bu ara pek bişeyler yazmıyorum ama bugün özel bir gün. Bugün eğitimli bireyler olmamız için bizi yetiştiren öğretmenlerimizin günü.. 6 yaşımdayken okula gidicem diye tutturup, evde çok ağlamıştım ve annemde dayanamayıp okula götürdü beni ama kayıt felan yaptırmamış yaşım küçük diye. Oradaki öğretmende küçük olduğum için beni alamayacaklarını, 1 sene daha beklemem gerektiğini söylemişti bana, bende çok kızmıştım kendisine :(
Ama iyiki de öyle olmuş, bana çok uzun gelen 1 sene boyunca okula gideceğim anı bekledim ve sonra hayatımda tanıdığım en iyi öğretmenle tanıştım. Öyle naif, kibar, gerçek bir beyefendi kendisi, çocukları yetiştirmeye adanmış gibiydi.. Epey emek harcadı bizim için, imkanlar yarattı.. Sayesinde bulunduğumuz noktalara geldik bence, bazen görüyorum kendisini, bembeyaz olmuş saçları, daha da bilge bir hava katmış ona.. Hala aynı zerafet var yüzünde, hareketlerinde.. Bugün onun günü ve tüm öğretmenlerimizin! İnsanımızın daha çok eğitime ihtiyacı olduğu bu günlerde, görevini hakkı ile yapan öğretmenlerimizin günü. İyi bir insan yetiştirmek için elindeki imkandan daha fazlasını kullanan öğretmenlerimizin günü.. Dilerim hak ettikleri saygı ve sevgiye her daim görürler. Tüm öğretmenlerin bu özel gününü kutlarım :)

17 Kasım 2011 Perşembe

Neredeyse 1 Yaşındayızz! - Hediye Çekilişi

Merhabalar, epey uzun bir ara vermişim yazmaya.. Araya bayram da girince, normal tabii.. Umarım herkesin bayramı güzel geçmiştir :)

Geçen yıl Kasım ayında başlamıştık sevdiğimiz günlüğümüzü yazmaya. Tam olarak günlük olamasa da keyifli bir paylaşım platformu oldu bizim için. Acaba yazabilirmiyiz, olurmu olmazmı derken, bugüne gelmişiz, tam 1 yıl olacak bu ayın sonunda.. Her yeni izleyici ile heyecanlanıp, yorumları okudukça mutlu olduk.. Bizi takip eden, yorum yazan, ya da sadece okuyan herkese çok teşekkürler :) Bunun için küçük bir armağan vermeyi düşünüyoruz Turta Tadında Yaşamak'ı izleyenlere.. Kışın sıcacık evinizde sizin için romantik bir ortam oluşturacak küçük bir hediye.. Ufak süprizlerle birlikte ;)
Eğer çekilişe katılmak istiyorsanız, izleyicimiz olmanız ve bu postun altına yorum bırakmanız yeterli.. 
Çekilişe gelince, 29 Kasım 2010 da merhaba demiştik size, çekilişi de o gün yapalım istiyoruz.. (29 Kasım 2011)
Hadi bakalım.. Şans hep sizinle olsun, tabii bizimle de ;)

4 Kasım 2011 Cuma

Keyifli Bir Bayram Olsun!

Yorucu bir haftanın sonuna daha geldik :) ve bu haftanın sonunda sabırsızlıkla beklediğimiz bayram tatilini de düşününce keyfim acayip yerinde, umarım akşama kadar canımı sıkacak hiç bir şey olmaz diyeyim ;)

Herkesin güzel, sağlıklı ve keyif alacakları sevdikleri ile birlikte geçirecekleri, içimizi ısıtacak güzel bir bayram geçirmesini dilerim. Tüm olumsuzluklar geride kalsın ve hayat bizler için güzel şeyler getirsin inşallah.. 
14 Kasıma kadar buralarda olamam sanırım, kendinize iyi bakın.. Hep mutlu olun ve gülümseyin ;)
Sevgiler..

31 Ekim 2011 Pazartesi

Salgın (2011)

Öncelikle herkesin geçmiş Cumhuriyet Bayramını kutluyorum.. Yurt genelinde kutlanmamış olmasına anlam veremedim ve üzüldüm. Bizde yürüyüş ve fener alayı yapıldı en azından, çok sevindim, Cumhuriyetimizi kutladık bu vesile ile..

Haftasonu izlediğim bir filmden bahsetmek istedim kısaca. Uzun zaman olmuş film yorumları yapmayalı.. Orjinal adı "Contagion" olan birçok ünlü ismi izleyebileceğiniz "Salgın" filmi gayet akıcı, izlenilesi bir film.. Hava-solunum yolu ile çok kolay geçen ve birkaç gün içerisinde insanı öldüren salgın bir hastalığa karşı uzmanların mücadelesi, hastalıkla birlikte baş gösteren panik halinin kontrol altına alınması için yapılan çalışmaları anlatan filmin yönetmeni de sıradışı filmlere imza atmış olan Steven Soderbergh. Filmde oynayan ünlü isimler ise şöyle; Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Laurence Fishburne, Jude Law, Marion Cotillard, Kate Winslet.. (IMDb: 7.1)
Tesadüflerin hayatımız üzerindeki etkisi, çaresizlik karşısında insanoğlunun neler yapabileceği, nasıl birbirine düşeceğini çok gerçekçi bir şekilde gösteriyor film. Umarım hiç bir zaman bir de böyle zor bir sınavdan geçmek zorunda kalmayız.. Sinema eleştirmenlerinden de tam not alan bu film, seyretmeye değer bence ;)

28 Ekim 2011 Cuma

Country Bloomers

Merhabalar.. Epeydir benimde pek birşey yazasım yok bir sürü blogger arkadaşım gibi :( Bugün şöyle bir bakınayım dedim, özlemişim bu alemi, yavaş yavaş değişik konularda görmeye başladım bloglarda. Acımız çok büyük çok derin gerçekten ve kısa zamanda geçecek gibi de durmuyor.. Evet çoğu kişinin dediği gibi"hayat devam ediyor" biliyorum, ama ha deyince de olmuyormuş, biraz zaman geçmesi gerekiyormuş daha iyi anladım bunu.. Bu zamanı geçirmek, kafamı biraz olsun dağıtabilmek adına yine bu blog dünyasında keşfettiğim çarpı işine başladım. Çok beğendiğim ama yapamam herhalde diyerek hiç cesaret edemediğim bir duvar panosu ile hem de.. Bu işe gönül ve emek vermiş bloggerlar kesin bilir Country Bloomers'ı.. Artık benimde evimin bir duvarı süsleyecek inşallah :)
Bu konuda her türlü bana destek veren Dolunay hanıma çok çok teşekkürlerimi bir kez de buradan yazmak isterim.. Acemice sorduğum her soruya, büyük bir ilgi ile cevap verdi ve veriyor gerçekten, onun sayesinde bu hafta başladım panomu işlemeye. Çok da kolay birşey değilmiş aslında ama çok zevkli bi iş gerçekten.. İnsanı güzel oyalıyor, kafasını dağıtıyor. Tabii benim açımdan vakit ayırmak o kadar kolay olmuyor, gündüz işte, akşam evde yapılacak şeyler arasına sıkıştırmaya çalışıyorum kendisini.. Bakalım ne zaman bitecek ???

Not: Resim Dolunay hanımın sitesinden, onun yaptığı panonun resmidir.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Şansa Yaşıyoruz!

Son günlerde birbiri ardına felaket haberleri ile sarsılıyoruz resmen :( Televizyonda haber izlemek, gazete okumak işkence oldu bana, tüm iletişim kanallarımı kapatmak istiyorum dünyayla ama mümkün olmuyor tabii..

Son bir haftada olanları düşünürsek, önce 19 Ekim de 24 şehit haberi ile başladı karanlık günler, daha öncesi de vardı elbet ama bu sanırım bardağı taşıran son damla oldu, herkesin kanını dondurdu.. Ardından Cuma günü feci bir trafik kazası oldu Sultanbeyli Tem'de, bilanço 6 ölü 10 yaralı.. Sonra deprem haberi geldi, televizonda "son dakika" olarak, Pazar günü Van'da. Önce 6.6 dediler, sonra 7.2'ye çıktı şiddeti :( Ölü sayısı 239 deniyor ama ben inanmıyorum nasıl 24 şehit olduğuna inanmıyorsam.. Ölü sayıları hep azaltılıyor haberlerde, tıpkı 99 depreminde olduğu gibi.. O depremi  yaşamış biri olarak aklım 12 yıl öncesine gitti, neler yaşamıştık, neler atlattık. Şimdi oradaki insanlar aynı şeyleri yaşıyor, bilançosu 99 depremine göre daha az ama 1 kişi ölse bile üzücü, yıkıcı birşey deprem.. Bugün ise bir tecavüz olayı okudum gazetede, 14-15 yaşlarında, çocuk denilebilecek 3 erkek, bir kadına tecavüz etmeye çalışmış.. Çocukların istismarı konusu tartışılırken güzel ülkemde, bu nerden çıktı dedim kendi kendime. Nereye gidiyoruz böyle, koşar adımlarla hangi felaketlere.. Son bir haftada olanları bi düşünsenize, asker ocağında vurulmadıysak, terör saldırısına uğramadıysak, trafik kazasında ölmediysek, tecavüze uğramadıysak ve doğal afet yaşamadıysak, şanslıyız.. Hiç bir güvencemiz yok, içimizde hep bir şüphe, hep bir korku, başımıza ne gelecek acaba diye ? Şansa yaşıyoruz bu memlekette, sadece şansa !

19 Ekim 2011 Çarşamba

Çukurca'da çatışma: 24 ŞEHİT VAR

Çukurca'yı gece saat 01:00'de baskın düzenleyen PKK'lı teröristler uzun namlulu tüfek ve roketatarlarla saldırdı. Sabahın ilk ışıkları ile yüreğimizi yakan tablo ortaya çıktı: 24 şehit var 18 asker de yaralı. Genelkurmay Başkanı bölgeye hareket etti. Çevrede hava harekatı başlatıldı..
Daha ne kadar bu haberleri duymaya devam edeceğiz böyle, inanılmaz moralim bozuk.. Hiç birşey yapmak gelmiyor içimden, bu kadar basit mi bu iş ya? Neden bizde onlara baskınlar yapamıyoruz, neden bitmiyor bu acı haberler ! İsyan etmemek elde değil :(

13 Ekim 2011 Perşembe

Doğumgünü Kutlaması - BonnyFood

Selam arakadaşlar.. Dün doktora gittim, sinüzit olmuşum sanırım :( neyseki daha kronik değilmiş, ilaç verdi, dikkat et dedi beni gönderdii.. Gelelim doğumgünü için neler yaptığıma? Sizlerinde pozitif katkılarıyla, kendimi daha zinde hissettim sanırım dün, teşekkür ederim koccaman :)Öncelikle sabah 05:00 de kalkıp, güzel bir kahvaltı hazırladım eşime.. Bunda ne var diye düşünebilirsiniz ama beni tanıyanlar bilir ki, ben çok uykucuyumdur! Sabah beni uyandırmak hiç kolay iş değil, saat bile en az 3 kez ertelenir, yine çalar beni yataktan kaldırabilmek için.. Hal böyle olunca, sevgili eşime doğumgünüsü kahvaltısı hazırlamak için 05:00 de uyanmak azımsanacak birşey değil yani ;) Eşim çok şaşırdı e haliyle, hem de çok sevindi:) hatta kahvaltıya daldık, biraz işe geç kaldı.. Sonra o işe ben hastaneye.. Tabii evden çıkmadan önce yapmam gereken birşey vardı, hemen nete girdim, bonnyfood sitesine.. Erkeklere çiçek göndermek taraftarı değilim ben pek, o yüzden bonnyfood'a bayılıyorum :) Eşim grip aşısı olduğundan, bende zaten hasta olduğumdan, evde dolaşan mikroplara yenik düşmesin diye koccaman bir meyve çiçeği gönderdim ona :) Zaten meyveyi de çok sever, benim aksime..
Sabah verdiğim sipariş öğlen gibi eşime ulaşmış, telefondaki ses tonundan çok mutlu olduğunu anladım ve bende çooook mutlu oldum:) Hem şaşırmış, hem bayılmış, hem de çok makbule geçti dedi.. Ofistekilerle birlikte afiyetle yemişler.. Yani aklınızda olsun derim ben, hem hoş bir süpriz, hem lezzetlii.. Hem de "erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer" demiş atalarımız, herhalde vardır bir hikmeti ;)
Bu doğumgününde mideye çalıştım sanırım ben ;) Akşam içinde hastaneden sonra sıkı bir alışveriş yaptım, hemen eve geçtim.. Hasta olduğum için aldığım izni bu amaçla da kullanmış oldum aslında. Yemek menüsünden kısaca bahsedecek olursam, eşimin çok sevdiği benimde favorim olan sütlü tarhana çorbası, fırında kaşarlı mantar, antrikot, yoğurtlu bulgur köftesi, gavurdağı salata, barbunya pilaki.. Tatlı olarak da onun için yaptırdığım fıstıklı çikolatalı doğumgünüsü pastası vardı.. Birkaç romantik dokunuşla, evi de biraz süsledim ve mum ışığında güzel bir akşam yemeği yedik.
Dün kendimi yemekteyiz programında gibi hissettim wallai, onun geliş saatine tüm bunları yetiştirebilmek için nasıl koşturdum anlatamam.. Hastalığı felan unuttum resmen ;) Ama değdi, çok keyifli bir akşam oldu ve onun gözlerindeki memnuniyeti beni daha da mutlu etti. Dışarda bir organizasyon yapmayı da düşünmüştüm ama hem haftaiçi olduğundan hem de hasta olduğumdan böylesi daha iyi oldu sanırım. Sizlerinde güzel yorumlarınızın ve iyi dileklerinizin çok katkısı oldu bu güzel kutlamada, hepinize çok teşekkür ederim tekrardan ;) Veee kocacığıma da, sağlıklı ve mutlu bir yaş diliyorum.. Bereber, elele, mutlu, huzurlu yaşlanmayı diliyorum :) Laf aramızda çooook seviyorum kendisini ;)

11 Ekim 2011 Salı

Hasta Oluyorum.. Eyvah!!

Effet, soğuk havanın gelmesi, yağmurların yağması ile birlikte hastalık sezounu açmış bulunmaktayım sevgili arkadaşlar :( yaa ne zayıf bir bünyem var benim böyle, hep anne sütü içmememden kaynaklanıyor olmalı, yoksa ben kendime çok dikkat ediyorum ! [he he, koca bir yalan sanırım :-P] Mevsime göre giyinmek ya da C vitamini deposu meyve tüketimini arttırmak yönünden zayıfım biraz.. Meyve tabakta hazır önüme gelirse o zaman aklıma gelir meyve yemek, yoksa kendim alıp yediğim nadir görülmüş birşeydir ne yazık ki :( Hal böyle olunca hastalık hemencecik kapıyı çalıyor bende mevsimin de etkisiyle..
Başlıca semptomlar; baş ağrısı, boğaz ağrısı, hafif bir burun tıkanıklığı, vücudun her yerinde anlamsız bir ağrı, kulak içinde kaşıntı.. Bilin bakalım bana neler oluyor?? Grip geliyorr.. Hem de en olmayacak haftada.. Yarın eşimin doğumgünü ve ben geçen sene doğumgününde de raporlu halde yatak döşek yatıyordum evde.. Ne şans değilmi ama, bünyem bunu kasıtlı mı yapıyor acaba :-P Bu yıl daha çok direneceğim, en azından yarını atlatana kadar, ona güzel süprizler hazırlamak istiyorum, lütfen sağlığım yerinde olsun ve aklımdan geçenleri gerçekleştirebileyimmm..

7 Ekim 2011 Cuma

Patates Pastası

Alaranın doğumgünü için yaptığım ve herkesin beğendiğini söylediği patates pastamın tarifini vermek isterim müsadenizle ;) Hem basit, hem doyurucu hem de şık bişey bence..
Malzemelerimiz:
  •  9-10 adet orta boy patates (kalıbınızın büyüklüğüne göre bu miktar değişebilir)
  •  3 havuç
  •  3 taze soğan
  •  1/3 demet maydanoz
  •  1/3 demet dereotu
  •  kırmızı pancar turşusu
  •  yoğurt (süzme de olabilir) sarımsaklı/sarımsaksız
  •  isteğe bağlı olarak mayonez
  •  mısır + kornişon turşu
  •  biberiye 
Öncelikle pataeslerimiz haşlıyoruz. Bu sırada rendelediğimiz havuçları az yağ ile yumuşayıncaya kadar kavuruyoruz. (Ben her kat için 3 patates kullandım) Haşlanan patatesleri 3 erli gruplar halinde rendeliyoruz. 1.kat için ilk 3 patates rendesini kavurduğumuz havuç ile karıştırıyoruz ve birazda tuz ilave ediyoruz. [Kalıba streç film tarzında birşey koymanızda fayda var, çıkarması çok kolay oluyor sonra :)] İlk katı kalıba güzelce yerleştirtikten sonra, 2.katı çıkmaya geliyor sıra.. Bu kata da, minik minik doğradığımız taze soğanları, dereotu ve maydanozu ekliyoruz, yine biraz tuz ilave etmekte fayda var.. İsteğe göre bu kata biberiye de ekleyebilirsiniz (ben ekledim), size kalmış ;)  Bu karışımı da turuncu katımızın üzerine güzelce seriyoruz.. Sıra geldi son kata.. Geriye kalan 3 patates rendemizin içine rendelediğimiz kırmızı pancarlarımızı ekliyoruz. (Kırmızı pancarı isterseniz kendiniz haşlayıp da patates gibi rendeleyebilirsiniz. Benim gibi turşusunu kullanacaksanız, biraz suda bekletmekte fayda olabilir, zira çok tuzlu hazır konserveler) Kırmızı pancarın rengini vermesiyle de kırmızı katımız oluşuyor :) Bu katıda güzelce kalıba yerleştiriyoruz ve üzerini de streç kaplayarak buzdolabında 2-2,5 saat kadar bekletiyoruz.

Üzeri için sarımsaklı ya da sarımsaksız yoğurt hazırlayabilirsiniz. İçerisinde taze soğan olduğundan ben sarımsak kullanmamayı tercih ettim, ama sarımsaklı da güzel olabilir, size kalmış ;) Buzdolabında dinlenen patates pastamızı kek kalıbından güzelce çıkartıyoruz. Üzerini yoğurt ve mayonez karışımı ile kapladıktan sonra kornişon turşu ve mısır ile süslüyoruz. Daha sonra afiyetle yiyoruz :)
Bu pasta için ben baton kek kalıbını kullandım, bu nedenle kesmek ve servis yapmak çok rahat oldu, size de tavsiye ederim.. Özellikle dilimlendiğindeki görüntüsü çok hoştu, turuncu,yeşikl ve kırmızı beyazla güzel bir uyum yakalamıştı. O kalabalıkta bu görüntüyü fotograflamak aklımıza gelmedi ne yazık ki.. Ama ben bu pastayı çok sevdim ve bi daha yapıcam, o zaman bol bol foto çekerek telafi ederim umarım ;)

Herkese süpper bir haftasonu diliyorum :) İyi Cumalar..

5 Ekim 2011 Çarşamba

Minik Kelebeğimiz 1 Yaşında :)

Selamlar.. yorum olayını evden halletmeye çalışıyorum, fikir veren yardımcı olmaya çalışan herkese çok teşekkür ederim arkadaşlar :)Haftasonu, minik kelebeğimiz Alara'mızın 1.yaş gününü kutladık.. Daha dün gibi aklımda, çok sevdiğim arkadaşım Didem'in hamilelik halleri, doğum yapması vs.. Şimdi Alara'mız 1 yaşında, koskocaman kız oldu maşallah :) Annesi fotoğraflarını koymama izin vermedi ne yazık ki, nazar değer diye korkuyor sanırım, o kadar tatlı ve güzel bir bebek ki, bu korkusunda haklı Didemcim.. O yüzden bu güzel günden yemek masasından birkaç foto ile birkaç tarif vermekle yetineceğim..
Masadaki herşey ev yapımı doğal olarak, Didemcim epey uğraşmış.. Bizim de ufak tefek katkılarımız oldu tabii, onların tarifini de vereceğim elbette ;) Öncelikle doğumgünü pastası harikaydı, 3 ayrı kek yapmış bunun için Didem ve arasında nefiss kestane parçacıkları vardı. 1 şablonunu da kendisi yapmış.. Hevesle ve azimle yapılan herşey çok güzeldi.. Butik kurabiyeleri internet aracılığı keşfetti ve tabii Hülya hanımın verdiği küçük tüyolarla harika şeyler ortaya çıkarmış gerçektende ;)
Günün değişik lezzetlerinden biri de bu un kurabiyesi görünümündeki portakallı lorlu kurabiye idi.. Ben ilk defa duydum ve yedim, bu nedenle hemen tarifini de aldım, sizinle de paylaşacağım ;)
Portakallı Lorlu Kurabiye

- 250 gr tereyağ/margarin (oda sıcaklığında)
- 1 çay bardağı zeytinyağ (ajda bardak büyüklüğü)
- 1 çay bardağı yoğurt (ajda bardak büyüklüğü)
- 1 çay bardağı şeker (ajda bardak büyüklüğü)
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
Aldığı kadar un

İçi için;

- 4 portakalın kabuğu
- 1 su bardağı şeker
- 250 gr tuzsuz lor

Yapılışı;

Öncelikle 4 portakalın kabuklarını minik küpler halinde doğruyoruz. Bu kabukları her seferinde suyunu değiştirerek 3 kez kaynatıyoruz(acı tadın iyice çıkması için). Daha sonra 1 su bardağı şeker ilave ederek suyunu çekinceye kadar kaynatıyoruz. Portakal kabukları soğuyunca içine 250 gr tuzsuz lor ekleyip karıştırıyoruz.

Hamuru için, bütün malzemeler sırası ile karıştırılır ve margarin iyice elimizde yumuşayıncaya kadar yoğurulur. Yavaş yavaş un ilave edilerek, kulak memesi kıvamına gelinceye kadar yoğurma işlemi devam eder. Küçük parçacıklar halinde alınan hamurun ortasına soğuyan iç malzemeden konulur ve poğaça gibi kapatılır. Üstüne herhangi birşey sürülmeyen kurabiyelerimiz, 175º de önceden ısıtılmış fırına verilir. Üzerleri pembeleşinceye kadar pişirilir ve çıkarınca bolca pudra şekeri serpilerek süslenir.. Ve afiyetle yenir :) Ben çok beğendim, değişik bir tat olmuşş..

Eee sıra geldi benim yaptıklarıma, daha amatörce şeyler ama tatları beğenildi neyseki ;) Çeşnili tuzlu kurabiyeler(fesleğenli-pul biberli) ve patates pastası bana ait olanlar.. Özellikle patates pastam tuttu sanırım, eve misafir geldiğinde bir kez daha yapmak istiyorum, hemen birilerini çağırmam gerek ;))))

Patates pastamın tarifini daha sonra vereyim en iyisi, hatta bir dahaki sefer yaptığımda dilimlenmiş halini de fotoğraflayayım da renk renk katları da görünsün değil mi ama ;)

Effet minik kelebeğimiz Alara'mız 1 yaşında.. Ona uzun ve de sağlıklı bir hayat diliyorum.. Yüzü hep gülsün, huzurlu ve hep çok mutlu olsun, şanslı olsun inşallah :) [Bu dileklerim tüm çocuklar için geçerli aslında ;)]

3 Ekim 2011 Pazartesi

Biri Bana Yardım Etsin Lütfen!!

Selam arkadaşlar, çok canımı sıkan bir durumla karşı karşıyayım.. Severek takip ettiğim bloglara yorum bırakmak istiyorum ama bu 1-2 gündür pek mümkün olmuyor. Bu dünyaya daldığımdan beri ilk defa başıma böyle birşey geldi, nasıl çözerim bilmiyorum??

İşin enteresan tarafı yorumu yazıyorum ve gönderiyorum, yorumun yayınlandığını görüyorum ama 2dk bile geçmeden bakıyorum yine yok :( Kötü bi şaka sanki.. Onay bekleyen yorumlarda ise, saat olarak benden daha sonra yazılmış yorumları yayında görüyorum ama benimkisi yine yok yayınlananlar arasında.. Kimsenin kasıtlı olarak benim yorumlarımı yayınlamadığını düşünmediğimden bir hata olduğundan eminim..
Konuyla ilgili fikri olan varsa bana yardımcı olabilir mi lütfen!!

29 Eylül 2011 Perşembe

Retiro Park

Evet Madrid gezimizin sonuna geliyoruz artık. Son gün gezme fırsatı bulduğumuz Retiro Park'a geldi sıra.. Granvia caddesinin biraz daha ilerisinde karşımıza çıkan Puerta de Alcala (Alcala Kapısı) nın hemen sağında başlıyor yemyeşil Retiro Park (Parque del Buen Retiro).. KısacaAlcala Kapısından bahsedecek olursam, eski zamanlarda Madrid şehrinin ana kapılarından biriymiş burası. İçe bakan tarafında içerideki huzuru temsil eden melekler var, dış tarafta ise savunmayı temsil eden savaşçılar var.. (Bu fotoğrafı Retiro Park gezimizden önceki akşam çekmiştik)

Retiro; İspanyolca "inziva" anlamına geliyor ve burası da tam adına yakışır şekilde kafa dinlemek, inzivaya çekilmek için harika bir yer. Her yemyeşil ve ortada harika bir gölet (Estanque del Retiro) var..
Eskiden sadece kraliyet ailesine ait olan bu parkın herkese açılmış olması gereçekten büyük şans :) Bu imkanı sağlayan Kral Alfonso XII'ye ithaf edilmiş muhteşem bir anıt yer alıyor tam da parkın en güzel yerinde göletin karşısında..
İsterseniz sandal kiralayığ gölet içerisinde keyif de yapabilirsiniz. Biz bu harika parkta yürüyüş yapmayı tercih ettik. Öyle büyük ki, birkaç kapısı var parkın.. Zaman kısıtımız yüzünden hepsini gezemedik ne yazık ki, sanırım 4 saat sürüyormuş tam bir tur.. Bu nedenle sonradan öğrendiğime göre parkın içerisinde Kristal Saray (Palacio de Cristal) adı verilen camdan yapılmış masalsı bir yapı var imiş. İçeride çağdaş sanat sergileri düzenleniyormuş. Retiro Park'a giderseniz uğrayın ve bize de anlatın lütfen ;)


Madrid'den Son Notlar
Madrid gezi notlarımız bu post ile son buluyor. O yüzden aklımda kalanlardan birkaç isim daha vermek istiyorum. Ne yazık ki fotoları yok ama yine de hafızanızda bir yerlere kaydedin derim ;) Madrid'in ünlü caddelerinden biri La Latina.. Tapas barları, şık restoranları, cafeleri ile kıpır kıpır bir yer burası. Madrid'in en önemli lezzet duraklarından birisi olan La Latina'da eskiden kalma 5 han var. Şimdilerde bu hanlar restorant, misafirhane, butik otel olarak restore edilmiş. Casa Lucio da bunlardan birisi ve harika tapaslarıyla ün yapmış. Her ihtimale karşı rezervasyon yaptırmakta fayda var yalnız, epey kalabalık oluyor..

Madrid'de neler yedik peki? Tabiki bolca tapas yedik, hatta İspanyolların tabiri ile "tapas tango" yaptık bolca :) Bir gecede birkaç yer dolaşıp her birinde birkaç tapas atıştırdığınızda karnınız otamatikman doymuş oluyor.. O yüzden birkaç akşam yemeğimiz var İspanya'da, şöyle oturup uzun uzun yemek yediğimiz.. [Bu konunun ucu Barcelona'ya dayanacak gibi ;)]
Belki daha önce yemiş olabilirsiniz ama benim ilk defa Madrid'de yediğim Calzone'dan bahsedeyim.. Bizim yan börek gibi [yani annem öyle der, başka adı varsa bilmiyorum ;)]
İçerisinde tavuk parçaları, patates, kaşar ve değişik bir domates sos vardı.. Tabii farklı seçenekleri de mevcut. Bizim yan börekten farkı hamuru biraz daha kalın, daha çok ekmeğe benziyor sanki tadı.. Lezzetli ve doyurucu bir yemek ya da pide..
La Latina'da gittiğimiz ama adını şuanda hatırlayamadığımız yerde çektiğimiz birkaç tapas da aşağıda.. Tapaslar kızarmış ekmek üzerinde çeşitli sebzeler soslar ile sunuluyor.. İsterseniz muhtelif et çeşitleri de var, biz bol bol deniz ürünleri olanlardan tercih ettik. İlk defa orada tattığım Morino balığı, en çok tüketilen balıklardan biri İspanyada..
3 günlük Madrid gezimiz böylelikle sona erdi.. Umarım keyifli bir yazı dizisi olmuştur :) Aklıma gelen ekstra birşey olursa Barcelona notları arasına sıkıştırıveririm artık ;)